Notice: Undefined offset: -1 in /home/qozaz/public_html/wp-content/themes/graphene/inc/loop.php on line 142

Dünyanın En Berbat Ülkesi ‘BURUNDİ’ Hakkında 27 ACAYİP GERÇEK Ruhi Çenet

Ülke ismi Bantu dilinde Rundiler’in yaşadığı ülke anlamına gelmektedir. Ön ek olan bu- (bu-rundi=Rundilerin yaşadığı ülke=Burundi) eki fiilerin önüne geliyor olup, bu ön ek ülke isimlerinde kuru hecelerinin yanı sıra u tanımlık hali eklenerek kullanılmaktadır. Rundilerin kullandığı dil olan Kirundi de aynı yapıdan gelmekte olup ki ön eki kullandığı dil anlamında kullanılmakta olup, Rundilerin kullandığı dil anlamına gelmektedir.

Ülkenin toplamda sahip olduğu 1.140 km sınırın 315 km’si Ruanda, 589 km’si Tanzanya ve 236 km’si Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile oluşmaktadır.

Ülke genel olarak dağlık ve yaylalık bir ülkedir. Burundi’de yüksek yaylalar ortalama 1.400 ile 1.800 m yükseklikte yer almaktadır ve bu yüksek yaylalar ülkenin en yüksek noktasına kadar ulaşmaktadır. Ülkenin en yüksek noktasını 2.684 m ile başkent Bujumbura’nın 30 km güneydoğusunda bulunan ve Burundi yüksek yaylasının bir parçası olan Heha Dağı oluşturmaktadır.Burundi konum olarak ekvatora yakın bir konumda olmasına rağmen yükseltilerin çok olması nedeniyle hafif nemli bir iklime sahiptir. Bölgede hakim olan sıcak ekvator iklimi dönemsel doğu Afrika iklimi ile üst üste gelmesi sonucu yükseltilerin de etkisi ile iklim yumuşamaktadır. Ülkenin orta bölümlerinde yer alan yaylarda sıcaklık ortalaması 20 °C düzeyinde olup, Tanganika gölü civarında yıllık sıcaklık ortalaması 23 °C, dağlık kesimlerde ise 16 °C seviyesindedir. Burundi genelinde yılda iki defa yağmur sezonları yaşanmaktadır. Bu yağmur sezonlarından kısa olanı Eylül-Kasım aylarında, uzun dönemi ise Şubat-May arasında yaşanmaktadır. Burundi genelinde ortalama yağış miktarı genellikle 1.300 mm ile 1.600 mm arasında gerçekleşmekte olup, genel olarak Burundi ortalaması 1.000 mm seviyesindedir. Yıllık yağışlardaki düzensizlik ve buna bağlı yaşanan kuraklık ve yoğun yağışların art arda gelebilmesi tarım üzerinde olumsuz etki yaratmakta olup, dönem dönem kıtlık yaşanmasına da neden olabilmektedir.

Ülkedeki belli bölgeler genel olarak tarımsal faaliyetler gerçekleştirmek adına tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Ülkedeki yüksek kesimlerde mevcut olan nemli, sisli ve soğuk iklim emsalsiz bitki örtülerinin oluşmasında başlıca etkenler arasında yer almaktadır.

Burundi genelinde leopar, aslan, babun, zebra ve antilop çeşitleri görülebilmektedir. Bunlara ilaveten timsah ve su aygırı da sulak alanlarda yaşam sürdürmektedir.

Burundi’de son olarak 2008 yılında gerçekleştirilen resmi sayım sonuçlarına göre 8,053,574 nüfus tespit edilmiştir. Bu güncel olarak son resmi sayım konumunda olup, 2016 tahmini sayım sonuçlarına göre 11,099,298 nüfus belirlenmiştir. Ülke içerisinde 379 kişi/km² nüfus yoğunluğu ile Burundi Afrika kıtasının nüfus yoğunluğu en fazla ülkelerinden biri konumuna taşımaktadır. Ülke nüfusunun çoğunluğu başkent Bujumbura’da yaşamaktadır.

Burundi genç bir nüfusa sahip olup, 2016 tahmini verilerine göre nüfusun %64,78’i 0-24 yaş aralığındadır. Ülkenin sadece %2,57’si 65 yaş ve üzerindedir.

0-14 yaş: %45.61 (erkek 2,545,895/kadın 2,516,480)
15-24 yaş: %19.17 (erkek 1,061,538/kadın 1,066,581)
25-54 yaş: %28.71 (erkek 1,589,506/kadın 1,597,081)
55-64 yaş: %3.94 (erkek 205,538/kadın 231,317)
65 yaş ve üzeri: %2.57 (erkek 121,935/kadın 163,427)

Şehirde yaşayanların oranı 2015 verilerine göre %12,1 olan ülkede, nüfusun yıllık artış oranı 2016 tahmini verilerine göre %3,26 düzeyindedir

Burundi’de aynı dile, ekine sahip olan ve Rundi olarak tanımlanan bir toplum yaşamaktadır. Rundi toplumu özünde üç boy olan Tutsi, Hutu ve Twa boylarından oluşmaktadır.

Günümüzde Hutu boyu ülkede çoğunluğu oluşturmaktadır. Nüfusun %85’i bu boyun üyesi konumundadır. Tutsi nüfusu toplam nüfusun %15’i seviyesinde olup, Twa boyu %1 ile ülke içerisindeki en az nüfusa sahip boy konumundadır.

Ülkenin ulusal dili Kirundi dilidir. Rundi olarak da tanımlanan ve Bantu dillerinden biri konumunda olan bu dil Burundi nüfusunun %95’i tarafından anadil olarak konuşulmaktadır. Ulusal dilin yanı sıra Milletler Cemiyeti manda bölgesi olarak Belçika’ya bağlanması nedeniyle Fransızca da ülkenin bağımsızlığı sonrasında resmi dil olarak kullanılmıştır. Ruanda meclisinin 2014 yılında aldığı karar gereği İngilizce de ülkenin resmi dilleri arasına alınmıştır.

Burundi genelinde hakim olan din hristiyan dinidir. Buna göre nüfusun %84’ü hristiyan inancına göre yaşamını sürdürmektedir. Bu oran içerisinde katolik mezhebine mensup hristiyanların oranı %62,1, protestan mezhebine mensup %21,6 ve diğer hristiyan mezheplerine mensupların oranı da %2,3 düzeyindedir. İslamiyet ülke içerisinde en yaygın ikinci din konumunda olmasına rağmen nüfusun sadece %2,5’i islami inancına göre yaşamlarını sürdürmektedir. Bu iki dini haricinde diğer dinlere inanların oranı %3,6, herhangi bir din bildirimi bulunmayan nüfusun da oranı %7,9 seviyesindedir

Ülkede temiz su kaynaklarına ulaşabilen nüfusun oranı genel Afrika ortalamasına göre yüksek düzeyde olup, 2012 tahmini verilerine göre nüfusun %75,3’ü temiz kaynaklardan su temin edebilmektedir. Tam teçhizatlı sağlık hizmetlerinden yararlanma oranının düşük olduğu ülkede, nüfusun %47,5’i bu yönde bir hizmet alabilirken, %52,5’i ilkel şartlarda sağlık hizmeti alabilmektedir. Ülke içerisinde ishal, hepatit, tifo, sıtma ,humma ve kuduz

çok sık görülen hastalıklar arasındadır. AIDS, Afrika kıtasının genelinin aksine düşük oranda görülmekte olup, bu oran 2013 tahmini verilerine göre %1,03 düzeyindedir

Ülke genelinde 15 yaş ve üzerinde okuma yazma bilenlerin oranı 2008 verilerine göre %86,9 düzeyindedir. Bu oran erkeklerde %88,8 iken, kadınlarda %84,6 seviyesindedir. Burundi genelinde altı yıllık ilkokul eğitimi bulunmakla birlikte, ilkokul çağındaki kız ve erkek çocuklar arasındaki okula gitmeme oranları ile ilgili bir veri bulunmamaktadır. Burundi hükumeti 6. sınıfa kadar olan masraflarının karşılanması yönünde faaliyetlerde bulunmaktadır. Ülkede University of Burundi adıyla devlet üniversitesi bulunmaktadır. Bunun haricinde ülke genelinde bulunan Hill UniversityHope Africa University gibi üniversiteler ise özel üniversite olarak eğitim vermektedirler.

Ülke genelinde 5-14 yaş aralığında bulunan çocukların 2005 verilerine göre %19’u çocuk işçi olarak kullanılmaktadır

Ruanda ve Burundi’nin kurulu olduğu topraklarda koloni öncesi dönemlerde ilk yerleşen toplulukların günümüzde bu ülkelerde azınlığı oluşturan Tvaların ataları olduğu tahmin edilmektedir. Bu topluluklar 8.yy’den itibaren güney kesimlerden gelen Hutu toplulukları tarafından bölgeden uzaklaştırılmışlardır. Bantu topluluklarından biri olan Hutular bölgede çiftçilik ile uğraşarak geçimlerini sağlamışlardır. 15.yy’den itibaren bölgenin kuzey kesimlerinden ilerleyen Tutsiler günümüzde Burundi’nin kurulu olduğu bölgelere gelerek yerleşmiş ve krallık kurmuşlardır. Bu krallıkta bölgede sayıca çoğunlukta olmalarına rağmen Hutular azınlığı oluşturmuş ve bu gruplar alt sınıf olarak görülmüştür. Krallığın en üst noktasında yer alan kral mwami olarak adlandırılmış ve aynı zamanda dini lider olarak da görevini yürütmüştür. Burundi Krallığı 19.yy sonlarında batılı ülkelerin Afrika’da oluşturduğu sömürge sistemlerinin bir parçası olarak Almanya’nın sömürge ülkesi konumuna gelerek varlığına son verilmiştir

Bölge her ne kadar Almanya’nın sömürgesi haline gelmiş olsa da, Almanya ülkeye ilk başlarda el koymamış, ilk olarak 1885 yılında Kongo ile, 1886 yılında da Britanya’ya ait bölgeler ile sınırlar belirlenmiştir. 1892 yılında o dönem içerisinde Alman Doğu Afrikası’nın bir parçası olan Ruanda-Urundi bölgesine gelen ilk Avrupalı Avusturyalı Oscar Baumann olmuştur. Almanya adına bölgeye ilk gelen misyonerler ve askerler 1896 yılında gelmiş ve Usumbura (günümüzde başkent Bujumbura) askeri üssünü kurmuşlardır. 1899 yılında Ruanda-Urundi himaye bölgesinin bir parçası olan Burundi’nin başkenti de Usumbura olmuştur. Almanya koloni heyeti bölgeyi mwaminin ve yerel önderlerin desteği ile yönetmiş, 1906 yılına kadar askeri bölge olarak adlandırılan bölge, bu tarihten sonra sivillere de açılmıştır. Bölgede ilk hastane ve okul binaları da ilk olarak 1909 yılında yapılmaya başlanmıştır. 1916 yılında I.Dünya Savaşı’nın devam ettiği bir dönemde Belçika orduları himaye bölgesi Ruanda-Urundi bölgesini işgal etmiş, Versay Barış Antlaşması kapsamında da Burundi 28 Haziran 1919 yılında Milletler Cemiyeti manda bölgesi olarak Belçika’ya bağlanmıştır. Ülkenin Belçika’ya bağlanması sonrasında ülke genelinde ilk olarak 1924 yılında kölelik yasaklanmış, 1925 yılından itibaren de ülke Kongo’dan yönetilmeye başlanmıştır. 13 Aralık 1946 tarihinde Milletler Cemiyeti’nin manda yönetimi sonlandırılarak bölge yine Belçika idaresinde Birleşmiş Milletler Güven Bölgesi ilan edilmiştir. 1953 yılında yerel olarak gerçekleştirilen seçimlerde Hutu partileri, bölgesel olarak gerçekleştirilen seçimlerde de Tutsi partileri seçimleri kazanmış, bu sonuçları her iki etnik grubun birbirinden daha da uzaklaşmasına sebebiyet vermiştir. Tutsilerin bölge genelinde Hutular tarafından mağdur edildiği ve baskı altına alındığı düşüncesi iki grubun birbirinden daha da çok kopmasına neden olmuştur. Eylül 1959 yılından itibaren etnik kökenli birçok parti kurulmuş, içlerinden sadece UPRONA partisi farklılık yaratarak her iki etnik grup üyesini de üst yönetiminde yer vermiştir. Kasım 1959 yılında her iki grup arasında başlayan şiddet olayları Belçika’nın müdahalesi ile bastırılmıştır.

1961 yılının bahar döneminde bölgede Hutu lider Joseph Cimpaye önderliğinde birçok partinin katılımı ve desteği ile ilk özerk ara hükumet kurulmuştur. 29 Eylül 1961 tarihinde BM gözlüğünde gerçekleştirilen ilk meclis seçimlerinde UPRONA net bir şekilde kazanmıştır. Sondan bir önceki Burundi kralının oğlu olan Prens Louis Rwagasore yeni başbakan olarak göreve başlayarak Cimpaye’nin başbakanlık dönemini sona erdirmiştir. Rwagasore’nin başbakan olmasından çok kısa bir süre sonra 13 Ekim 1961 tarihinde Yunan kiralık katil Ioannis Kageorgis tarafından vurularak öldürülmüştür. Bu suikast olayında azmettirici olarak suçlanan PDC partisi mensubu kişiler Ocak 1963 yılında toplum önünde idam edilmiştir.Bu olayların ardından etnik köken doğrultusunda UPRONA bölünme yaşamış, 20 Ekim 1961 tarihinde de ülkenin yeni başbakanı Tutsi üyesi André Muhirwa olmuş ve bu görevi bağımsızlıktan sonra da 1963 yılına kadar da sürdürdüğü için bağımsız Burundi’nin ilk başbakanı olmuştur.

Birleşmiş Milletler 6 Haziran 1962 tarihinde aldığı karar doğrultusunda Ruanda ve Burundi’yi ayrı devletler olarak bağımsızlığa bırakılmasını kararlaştırmış, bu karar doğrultusunda da Burundi’nin bağımsızlığı 1 Temmuz 1962 tarihinde Belçika tarafından kabul edilmiştir.

İktidarda bulunan UPRONA bağımsızlığın kabul edildiği ilk gün birbirine düşman iki gruba ayrılmış, bu ayrılma sonucunda Monrovia Öbeği ve Casablanca Öbeği ortaya çıkmıştır. Monrovia öbeği Hutu kökenli Paul Mirerekano önderliğinde Hutu ve Tutsi kökenlilerin birlikte yer aldığı, daha ılımlı ve batı yanlısı bir politika benimserken, radikal Tutsilerin oluşturduğu Casablanca öbeği ise boysal bir politika benimsemiştir. Bu ayrılıktan sonra yaşanan süreçte ilk önce ılımlı öbek adına önce André Muhirwa ve daha sonra 18 Haziran 1963 tarihinden itibaren Pierre Ngendandumwe başbakanlık görevini yürütmüş, 1915 yılından bu yana kral olarak ülkeyi yöneten Mwami IV.Mwambutsa’nın Hutu kökenli dört bakanı görevden uzaklaştırması sonucu başbakan Ngendandumwe istifa etmiş, bunun sonucunda da yeni görev radikal Tutsi Albin Nyamoya’ya verilmiştir. 6 Nisan 1964 tarihinde hükumetini kuran Nyamoya, bir önceki hükumetlerin tersine batı ile olan ilişkileri sonlandırarak Çin ile iyi ilişkiler içerisine girmiştir. Aynı yılın Aralık ayında ülke içerisinde Çin kökenli birçok silahın bulunması sonucu kralın güvenini kaybeden Nyamoya, 8 Ocak 1965 yılından kral tarafından görevinden alınmıştır. Göreve yeniden bir önceki başbakan olan Ngendandumwe atanmış ancak Ngendandumwe başbakan olmasından birkaç gün sonra radikal Tutsili bir öbek tarafından öldürülmüştür. Bu olaydan sonra UPRONA’nın lideri Joseph Bamina yeni başbakan olarak atanmış ve bağımsız Burundi’de gerçekleştirilen ilk parlamento seçimlerine başbakan olarak katılmıştır. 10 Mayıs 1965 tarihinde gerçekleştirilen ilk seçimlerden %64 oy oranı ile birinci parti olarak çıkan UPORNA, aşırı radikal Tutsi partisi olan Parti du Peuple %30 oy oranı alarak UPORNA ile çatışma ortamına girmiştir. Her ne kadar UPORNA seçimlerden başarı ile çıkmış olsa da, kral Hutu olan Bamina’nın istifasını istemiş, 24 Haziran’da da olağanüstü durum duyurulmuştur. 13 Ekim 1965 tarihinde Mwami özel kalemi olan Léopold Biha’yi başbakan olarak duyurmasından sonra hem aşırı Tutsiler hem de hükumeti kurma görevi konusunda mağduriyet yaşadıklarını düşünen Hutular ayaklanarak Kasım 1965’te darbe girişiminde bulunmuşlardır. Darbe girişimi sonucunda çoğunluğunu Tutsilerin oluşturduğu ordu üyeleri aralarında eski başbakan Bamina ile eski UPRONA genel başkanı Mirerekano da olmak üzere 5000 Hutu’yu öldürmüştür. Bu süreçte saygınlığını yitiren kral ülkeyi bırakarak Avrupa’ya kaçmıştır. İç savaşa sürüklenen ülkede Mwami Mwambutse’nin oğlu olan Charles Ndizeye, V.Ntare adı ile 24 Mart 1966 tarihinde kral olarak duyurulmuş, yeni kral ile ordunun en tepesinde yer alan Michel Micombero ülkedeki gücü ele geçirmeye yönelik güç savaşına girişmiş, kazanan kısa bir süre için de olsa kral V.Ntare olmuştur.11 Temmuz 1966 tarihinde Micombero yeni başbakan olarak atanmış ancak 28 Kasım 1966’da kralın bir yurt dışı gezisinde bulmasını fırsat olarak gören Micombero darbe gerçekleştirerek krallığa son vermiş ve Burundi Cumhuriyeti’ni duyurmuştur.

Yaşanan bu olaylar neticesinde cumhuriyetin ilan edildiği Burundi’de Michel Micombero Burundi Cumhuriyeti’nin ilk devlet başkanı olmuştur. Başbakanlık makamının kaldırıldığı ülkede, Ulusal Devrim Konseyi adı verilen bir yapının en tepesinde devlet başkanı yer almaktaydı. Bu konsey 1968 yılında kaldırılmıştır. Micombero birkaç yıl içerisinde polis, ordu ve kamu gibi alanlarda görevli tüm üst yönetimde yer alan Hutuları uzaklaştırmıştır.

Ordu bünyesi içerisinde kalan son birkaç Hutu generali Eylül 1969 yılında devlet başkanına karşı darbe girişiminde bulunmuş, başarısızlıkla sonuçlanan darbe sonucunda da 23 kişi idam edilmiştir. Micombero’nun kendi memleketindeki Tutsilere öncelik vermesi nedeniyle Hutuların yanı sıra diğer Tutsi kabilelerin de hoşnutsuz olmasına neden olmaktaydı. Micombero 1971 yılında üst yönetimlerde yer alan ılımlı Tutsiler’ide uzaklaştırmıştır.

O güne kadar Uganda’da sürgünde bulunan ülkenin son kralı V.Ntare henüz tam olarak açıklanamayan nedenlerden dolayı 30 Mart 1972 tarihinde ülkeye dönmüş, dönüşü ile birlikte tutuklanarak göz hapsine alınmıştır. Bu süreçte Hutulara karşı toplu gözaltılar yaşanmış, 29 Nisan 1972 tarihinde de Micombero tüm hükumet üyelerini ve parti başkanını görevden alarak Bujumbura’da büyük gösterilerin gerçekleştirilmesine neden olmuştur. Eski kral V.Ntare tutsak olarak tutulduğu bağ evinde Micombero yanlıları tarafından öldürülmüştür. 6 Mayıs’a kadar süren şiddet olaylarında kendisine bağlı ordu birliklerinin de yardımı ile Micombero kazançlı çıkmış ve iktidarını sürdürmüştür. Bu olaylardan sonra orduda görevli 450 Hutu görevden uzaklaştırılmış, iktidar yanlısı ordu mensupları da şiddet olaylarının önemli bir parçası olmuştur. Bundan sonraki birkaç ay ordu Hutulara karşı sistematik bir şekilde şiddet uygulamış ve 100.000 ila 250.000 Hutu’nun hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Ülkedeki tüm eğitimli Hutular ilerleyen dönemlerde Tutsi iktidarını tehlikeye düşürmemesi adına öldürülmüş,[6] tüm bu yaşananlar BM tanımlarına göre soykırım olarak tanımlanmış olsa da o süreçte batı dünyasının ilgisini çekmemiştir.[5] Bu olaylara misilleme olarak Hutular tarafında gerçekleştirilen karşı saldırılarda da 3.000 ila 10.000 Tutsi hayatını kaybetmiştir. Burundi’de 1972 yılında yaşanan bu olaylar 1994 yılında Ruanda’da yaşanan soykırımın önemli bir nedeni olarak düşünülmektedir. 1972 yılındaki olaylarda Hutuların Tutsilere karşı güvenini yitirmiş olması ilerleyen süreçteki soykırımın bir nedeni olarak vurgulanmıştır.[7]

1973 yılına gelindiğinde tüm elit Hutu tabakası ya öldürülmüş ya da yurt dışına kaçmıştı. 11 Haziran 1974 yılında tüm gücü eline alan Micombero, devlet başkanlığının yanı sıra, hükumet başkanlığını ve parti başkanlığını da elinde bulunduruyordu. Bu süreçte meclisi de fesh eden Micombero, ülkeyi tek başına yönetir bir konuma gelmiştir.

1 Kasım 1976 yılında ordu Jean-Baptiste Bagaza ve Édouard Nzambimana önderliğinde gerçekleştirdiği askeri darbe ile Micombero’yı görevden uzaklaştırmış, Micombero’da yaşanan bu olaydan sonra Somali’ye kaçmıştır.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.