HELLBLADE: SENUA’S SACRIFICE / ELEŞTİRİ

“Yabana dalmak ve belki de hiç geri dönemeyecek olmak. Bunun için her şeyini, evini, sevdiklerini arkanda bırakmak nasıldır bilir misin? Senua biliyor. Çünkü karanlık konuştuğunda her şeyi değiştirir, evleri yabancı bir diyara, sevdiklerini yabancı insanlara çevirir. Zaten en başta kendi evinde olmadığını farkettiğinde, uzaklaşmak çok daha mantıklı gelir.”

İşte Senua da gözünü karartıp böyle bir yolculuğa çıkan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Oyulmuş bir kütük ile daracık bir nehir üzerinde süzülmeye başlayan karakter ile birlikte, oyuna da adımınızı atmış oluyorsunuz. Ama karaya ayak basar basmaz bazı şeylerin ters gittiğini hissediyor ve bu dakikadan itibaren hem hikayenin geçtiği dünyaya hem de Senua’nın zihnindeki en karanlık noktaya doğru büyük yolculuğunuz da başlamış oluyor.

Öncelikle Hellblade’in hikayesi daha önce hiç tatmadığınız bir şekilde sunulmuş. Yani normal macera oyunu arıyor ya da klasik bir oyunla karşılaşmayı umut ediyorsanız, bu oyun sizin için bir hayal kırıklığı olabilir, bunu en baştan söylemem gerekiyor. Zira oyun çok farklı bir yapıda ilerlese de aynı zamanda bir o kadar da ince bir köprü üzerine konumlandırılmış. Kısacası oyunu ya çok seveceksiniz ya da size sıkıcı ve sıradan gelecek. Normal yapımlarda bu çizgi çok daha yumuşak olurken Hellblade’de ise adeta keskin bir bıçak kadar sert bir şekilde resmedilmiş. Ben oyunu seven taraftayım ve bu yazıdaki amacım da bunun nedenlerini ve oyunun ana dinamiklerini sizlere aktarabilmek.

Aslında hikaye adına çok fazla detaya girmek istemiyorum. Çünkü anlatmaya başladıkça devamı gelecek ve bir taraftan da oyunun en güzel tarafını mahvetmiş olacağım. Bilmeniz gereken tek şey oyunun da ilk dakikalarında verilen yolculuk teması. Senua, kendisi için oldukça değerli birini kaybetmiş ve onu kurtarabilmek için tanrılara meydan okuduğu gibi cehennemin kapılarını da açmaya çalışan bir karakter portresi çiziyor. Oyunda ilerledikçe hikaye adına hafif hafif verilen ama bir o kadar da önemli olan detaylarla karşılaşıyorsunuz. Ana hikaye şekillenmeye başladığı anda oyuna olan merakınız da artmaya başlıyor. Zaten merak unsuru oyunun en önemli noktasına konumlandırılmış ve sahip olduğu dinamikler ile birlikte bu hissiyatı hep yukarıda tutuyor. Daha ilk dakikadan itibaren hikaye detaylarını merak etmeye ve bu karanlık yolculuğa tıpkı Senua gibi gözü kara bir şekilde dalmaya başlıyorsunuz.

Senua içindeki karanlık sebebiyle köylüler tarafından da dışlanmış bir karakter. Bu nedenle oyun boyunca size hem dengesiz geliyor hem de onun feryatlarına yanıt bulmaya çalışıyorsunuz. Hatta bazı noktalarda bana Gollum’u bile hatırlattığını söyleyebilirim. Zihninin derinliklerine doğru inmeye başladıkça karakter bölünmesi de dahil olmak üzere türlü türlü yakarışlarla, delilikle karşılaşmaya başlıyorsunuz. Bu durum sizi rahatsız ettiği kadar oyuna da bağlayan en önemli faktörlerden birisi oluyor. Yeri geliyor Senua’ya kızıyor, yeri geliyor ona acıyor, yeri geliyor cesaretlenmesi için tuşlara kırarcasına basıyorsunuz. Adeta sizinle yüzleşiyormuş gibi kameraya konuştuğu ve size seslendiği anlar ise tüylerinizi dikeltmekle birlikte “noluyor arkadaş ya” nidalarını sarfetmenize de sebep oluyor.

Oyunun bu denli yoğun bir anlatıma sahip olmasının ise birkaç tane nedeni var. Öncelikle bu konuda bir hayli deneyimli olan Ninja Theory, Motion Capture çalışmalarında yine harika bir işe imza atmış. Daha önce Enslaved: Odyssey to the West oyununda Andy Serkis gibi, bu konuda en deneyimli isimlerden biri ile çalışan firma, Hellblade’de de adeta rüştünü ıspatlamış. Tabi bu noktada karaktere hayat veren Melina Juergens’i de unutmamak lazım. Oyunda adeta şahane bir performansa imza atmış. Çoğu sahnede elinden tutup destek olasım geldi çünkü oyun boyunca acıma duygusuna benzer bir hissiyata kapılıyor ve karakter ile kendinizi özdeşleştiremeseniz de onun hislerine ortak olmaya çalışıyorsunuz.

Bir diğer neden ise oyunun sizi sürekli zinde tutmaya çalışması. Hikaye o kadar yoğun bir şekilde ilerliyor ki bir an olsun anlatılan hikayeleri, diyalogları kaçırmak istemiyorsunuz. üstelik bu diyalog parçalarının her bir zerresi hem hikayenin genel işleyişine hem de Senua’nın bu travmatik yapımına katkı sağlıyor. Yeri gelmişken Senua’nın Psikoz, yani akıl ve ruh sağlığının yerinde olmayan bir karakter olduğunu da hatırlatalım. Kim bilir belki de bu psikoz durumu o çağlarda benzer birçok kişinin batıl inançlara kurban gitmesine de sebep olmuştur. Zira Senua’nın bu durumu içerisinde karanlık besleniyor durumu ile özdeşleşiyor. Tabi yapım ekibi bu olguları gelişi güzel kullanmamış. gerekli merciler, üniversiteler ile görüşülmüş ve bu konuda deneyimli ve uzman olan kişilerden de destek alınmış.

Hellblade’in dövüş sistemi yenilikçi, daha doğrusu önümüzdeki dönemlerde popüler olabilecek bazı dinamiklere sahip. Bunun benzerini daha önce For Honor isimli oyunda görmüştük. nitekim ekip olarak God of War oyununda da bu denli yoğun ve karakter odaklı bir dövüş sistemi kullanılacağını düşünüyoruz. Dövüş sistemi zaman zaman yetersiz olsa da mantığı ve karakter merkezli yapısı çok güzel bir şekilde oturtulmuş. Vuruş hissiyatını sonuna kadar alıyor ve kullanılan kamera açısı sebebiyle kendinizi dövüşlerin içerisinde tam anlamıyla buluyorsunuz.

Zaten bu konuda biraz daha adım atılsa ve hem oynanış hem e dövüşlerde serbestlik sunulsaydı, Hellblade’in kendi türünde kusursuz bir oyun olduğunu söyleyebilirdik. Ama hem gidişat hem de dövüş sistemindeki çizgisel yapısı oyunun eleştirebileceğimiz nadir noktaları arasında yer alıyor. Oyunun bu kadar güzel ve rahatsız edici olmasının bir diğer nedeni de kulağınıza çalınan fısıltılara sahip olması. Oyunun her anında, her saniyesinde sürekli fısıltılar duyuyorsunuz. Bu fısıltılar kimi zaman bir ipucu oluyor ve oyunda ilerlemenizi sağlıyor, kimi zaman ise sizi ikileme düşürerek zaten karışan kafanızı çok daha allak bullak ediyor. Bazı anlarda kulağınıza çalınan bu seslere minnet duyarken bazı zamanda ise tıpkı Senua gibi susmaları için isyan ederken buluyorsunuz kendinizi. Ayrıca kontra atak sisteminin de bu fısıltılar üzerine kurulması oldukça akıllıca bir seçim olmuş. Yani kalabalık bir düşman grubu ile karşılaştığınızda arkadan bir saldırı geleceği sırada “Dikkat et, arkanda” gibi fısıltılar alıyor ve ona göre düşmanlarınızdan sakınmaya çalışıyorsunuz.
<kazanılan her=”” savaşın=”” yerine=”” daha=”” büyük=”” bir=”” savaş=”” başlıyor=”” ve=”” biz=”” yılana=”” kadar=”” böyle=”” devam=”” ediyoruz.=”” herkesin=”” sırası=”” geliyor,=”” yine=”” de=”” ne=”” için?=””>
Hellblade’in en farklı olduğu yönlerden birisi de Rogue Like dinamiğini bir şekilde oyuna yedirebilmesi. Bu durum hem oynanışa hem de hikayeye başarılı bir şekilde yedirilmiş. İlk ölümü otomatik olarak tattığımız oyunda vücudunuzu karanlık kaplamaya başlıyor. Ne kadar çok ölürseniz, o kadar karanlığa gömülüyorsunuz ve sınıra ulaştığınızda karanlık içerisinde kaybolarak kayıtlarınıza veda edeceğiniz belirtiliyor. Açıkçası ben bu durumla karşılaşmadım ama oyun boyunca bu uyarının ikilemi ile ilerledim. Ölmemeye çalışarak, düşmanlar karşısında kan ter içinde kalmak adrenalin durumunu fazlasıyla tetiklemiş. Ecel terleri döktüğüm birkaç boss mücadelesinde bu durumu iliklerime kadar hissettiğimi itiraf etmem gerekiyor. Diğer taraftan baktığımda ise oyunun belli bir kısmını geçtikten sonra kayıtlarım silinse, herhalde uzun bir süre tekrar oynamak için uğraşmazdım. Çünkü Hellblade hikayesini bitirdikten sonra tekrar tekrar oynayabileceğiniz bir oyun değil.Oyun içerisinde çok parlamayan ama bir o kadar sağlam olan müzikler bulunuyor. özellikle ritmik müziklerin oyunun tarzı ve duruşuna tam olarak uyduğunu söyleyebilirim. Unreal Engine 4 grafik motoru ise tüm güzelliklerini bu oyunda sergiliyor. şahane arka planlar, anında değişen ve sizi ürperten atmosfer, ağaç dalları arasından süzülen ışık hüzmeleri  ve daha bunlara benzer sayamayacağım onlarca detay. dar alanlarda olmasının da avantajını kullanan hellblade, görsel olarak sağlam bir işçiliğe sahip. PS4 Pro’da 60 FPS olarak çalışan oyunun PC sürümü ise 4K çözünürlüğünde oldukça sağlam duruyor. Tabi bu sağlam temellerin bir diğer sebebi ise hem oyun alanının tasarımları hem de oyunda kullanılan sanatsal bakış açısı. Bazı noktalarda tablo gibi sahneler ile karşılaşacağınızdan ve etrafı gözlemekten kendinizi alamayacağınızdan emin olabilirsiniz.

Hellblade: Senua’s Sacrifice başta da dediğim gibi oldukça farklı bir deneyim vaat ediyor. Yapım ekibi olan Ninja theory, bu oyunda farklı birşeyler denemek istediklerini defalarca yinelemişti. Oyunu oynamaya başladığınız ilk dakikadan itibaren yapım ekibinin bu açıklamasında ne kadar başarılı olduklarını hissediyorsunuz. Bu denli büyük bir iş için Steam fiyatı 49 TL, PSN fiyatı ise 89 Tl olması oyunun bir diğer avantajı. Oyunu oynarken “Demek ki bu denli büyük bir oyun bu fiyata çıkabiliyormuş” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Ayrıca bizim için oyunun bir diğer avantajı da Türkçe olması. Bu kadar terim ve anlatımın ön planda olduğu yapımda, Türkçe dil seçeneğine yer verilmesi muazzam bir olay. Arada bir aksasa da çevirinin yerinde ve oyun keyfini bozmayacak kalitede olduğunu da söyleyebilirim.

Sonuç olarak Senua’s Sacrifice oyunlardan farklı bir tat almak isteyen her oyuncunun kesinlikle deneyimlemesi gereken bir maceraya dönüşüyor. Tabi ki bu noktada oyunun bazı rahatsız edici sahnelere ve temaya sahip olduğunu da hatırlatmam gerekiyor. Yani yaş sınırını dikkate almanız gerekmekte. oyunun bu rahatsız edici ve sizi diken üstünde tutan yapısı ise uzun süre damağınızda kalacak bir tat bırakmayı başarıyor..

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.