Sen Anlat Karadeniz Aslında Ne?

Azgın Karadeniz’in sularında yüzmeyi öğrenmiş, fırtınanın rüzgarını meltem diye yutmuş, inadı Karadeniz’in hırçın dalgalarından daha güçlü olan Tahir ve hayatını karanlık bir zindanın içinde yaşayan Nefes’in hikayesi izleyenleri daha ilk bölümden tam kalbinden vurdu. Özellikle kadına şiddetin çok konuşulduğu ve üzerine çözümler üretilmeye çalışıldığı son günlerde Sen Anlat Karadeniz dizisi büyük bir tepki topladı. Dizideki Vedat karakteri aslında Türkiye’de çok da az rastlanılmayan, sadece takım elbiselerin arkasına sığınan gerçek bir karakterdi. Diziye ilk baktığımda karşımda romantik bir prens gördüm ama Nefes’in korkusu ve bileğindeki morluklar o prensin içinden adeta bir zombi çıkarttı.

Sen Anlat Karadeniz, şiddetin dozunu oldukça yüksek bir şekilde verirken her zaman bir çarenin olduğunu da gösteriyor. Kadına şiddet, insana şiddet hatta hayvana şiddet her yerde var ama bunu görmek istemeden yaşayan topluluklardan biriyiz. Her dört evde bir kadın ağlıyor, nedenini bilmediğimiz, belki de bilmek istemediğimiz nedenlerden dolayı… Bu dizinin içinde bolca acı ve hüzün var. Aslında bize şiddeti değil, şiddetin öğrenilmiş bir çaresizlik olmaması gerektiğini söylüyor. Diziye “Parmak Kırma” sahnesiyle başladığım zaman ben de çok büyük tepki vermiştim. Çünkü Türkiye’de maalesef anlama zorluğu yaşayan çok insan var. Herkes doğru pencereden bakmayı beceremiyor. Bazısı Vedat hayranı, hatta onun yaptıklarını doğru bile buluyor olabilir. İşte dizinin tek sevmediğim noktası bu: Vedat gibilerinin, hayali karakterlerden daha da çok cesaretlenmesi… Tıpkı Polat Alemdar tiplemesinin bir halk kahramanı seçilmesi gibi, erkeklerin elinde silah Çakır misali racon kesmesi gibi. Aslında hikayenin basit bir matematiği var: Çaresizliğe alışma, umudunu yitirme!

 

Nefes hayatın zulmünü daha çocuk yaştayken tatmış. Para düşkünü bir baba, kızını Vedat gibi bir psikopatın eline vermekte bir dakika bile tereddüt etmemiş. Nefes’in hikayesi, babasının unuttuğu telefonu çalıştığı eve getirmesiyle kararmıştı. Vedat, çok tahmin edilemeyecek, uç bir karakter değil. Bir kadından ilk görüşte etkilendiyse ve o umarsızca kaçmışsa onu aşk diye kendine tutsak eden bir karakter bozukluğunun tiplemesi. Vedat’ın da derinlerinde kapanmayan yaralar olduğunu düşünüyorum. Çünkü hiç kimse kötü doğmaz ama kötü olur. Bu kötülüğün yükselişinin nasıl bir şekilde anlatılacağı şimdiden seyirci tarafından merak ediliyor.

Tahir, gerçekten tam bir Karadeniz insanı. Onun için tek bir yol var, o da herkesin bildiği doğru yol. Başkaları gibi çıkmazlarda, kestirmelerde yeni yollar aramıyor. Yaşadığı ortamın da etkisiyle koruyucu, sahiplenici bir yapısı var. Kendi halinde denizden kum çıkartan bir adamın öyküsü, kaderin yönlendirmesiyle bir gecede nasıl da değişti. İşte hayat da böyle bir şey. Bittim dediğin yerde sana yaşamak için yeni nedenler, doğdum dediğin yerde soğuk bir rüzgarın esintisini veriyor.  Tahir aşkı aramadan bulan bir adam ama bulduğu kadının çok yarası var. Dokunmadan, acıtmadan, kelimelerle yaralamadan iyileştirmesi gerekiyor.  Ve şimdilik görünen bu arama çalışmasının fazlasıyla uzun süreceği…

İstanbul’a iş yapmaya gidiyorsun, bagajında ortağının karısını ve çocuğunu buluyorsun. Nefes için bir umut olan bu aile, Nefes’in onların hayatına girmesiyle kendilerine ait olan her şeyi kaybetmeye başlıyorlar. Huzurları, dirlikleri, işleri, belki de canları. Karşılarında kaybedeceği tek şeyi de yitirmiş bir erkek duruyor ve bu adam fazlasıyla ruh hastası. Çoğu insanın yapacağı şey, ya yol vermek ya da yolunu polise yönlendirmek olurdu ama Tahir yapılması en zor, yine de en güzel şeyi yaptı; elinden tuttu!

Dizinin tek odak noktası çaresiz bir kadın ve çocuk, deli yürek bir erkek ve psikopat koca tiplemesinden ibaret değil. Aynı zamanda severek izlediğim Asiye karakteri, kaynanasıyla çelişmesi, kocasıyla olan minik atışmaları ve aşkları bence en az Tahir ve Nefes kadar etkiliyor. Karadeniz şivesiyle gelin – kaynana restleşmesi hem komik hem de yöresel bir tat veriyor. Şiddetin karşısında durabilecek en güçlü şey, o şiddetin üstesinden gelecek kuvvetli bir aşktır. İnsan sevmiş olmak için sevmez. O sevgi ile bir şey olduğu için, sevgisinin yüceliğiyle, o sevgiye duyulan karşılıkla sever. Parmağındakini yüzük olarak görmüyorsan onun tek adı pranga olur. Nefes Vedat’tan kaçtı, bilmeden aşka yakalandı. İmkansız olan aşk değildir, insanlar ve onların sonunu düşünmeden yaptıklarıdır.

Sen Anlat Karadeniz, Çarşamba günlerinin dört sezondur birinciliği bırakmayan dizisi Diriliş Ertuğrul’u tahtından ederek büyük bir başarıya imza attı. İzleyici ana hikayeyi anladı fakat bundan sonrası hem yazan için hem seyirci için çok önemli. Evet, Nefes Vedat’ın elinden kurtuldu gibi gözüküyor ama bu bir dizi ve Vedat Sayar bu dizinin başrolü… Uzun soluklu bir dizinin tüm yolculuğu kaçma-kovalamaca ve imkansız aşk üçgeninde dönmeyeceğine göre Nefes ve Tahir’in hikayesi nereye gidecek? Tahir’in deli yüreği, Nefes’in kırık kalbi, Vedat’ın hastalıklı sevgisi bu hikayeden nasıl bir üçgen çıkartacak? Vedat ve Nefes’in yolu bir kez daha mutlaka kesişecek, ya sonrası? Yorumu siz izleyenlere bırakıyorum