Ek Tarih : Birinci Haçlı Seferi – Bölüm I (Harp Tarihi kanalı) tarihi en kolay anlatımı

https://youtu.be/bhTweTUho3o?t=178

https://youtu.be/IodGSn9zJe4?t=26

Birinci Haçlı seferi, 1096-1099 tarihleri arasında gerçekleşen tarihteki ilk haçlı seferidir. Katılan orduların miktarı ve sonuçları bakımından en önemli Haçlı seferidir.

Birinci Haçlı seferi diğer Haçlı Seferleri gibi dalga dalga çoğunluğu dinsel heyecana kapılmış fakat önemli bir kısmı ise şahsı için macera ve avantaj arayan sürüler halindeki Avrupalı Hıristiyanların o zaman Hıristiyan olan Avrupa üzerinden ve Balkanlardan yürüyerek, Müslüman arazilere girmeleri Anadolu’da Anadolu Selçuklu Devleti ve hükümdarı Kılıç Arslan elinde bulunan arazilere geçerek savaşıp Antakya’ya varmaları; bir büyük Antioch (Antakya) kuşatmasından sonra oradan Suriye ve Lübnanüzerinden sonra Filistin’e ve Kudüs’e varmaları ve 1099 yılında Kudüs kuşatması, ele geçirilmesi ve katliamı şeklinde gerçekleşmiştir.

Filistin’de her üç dinin mensupları barış ve huzur içinde yaşarken, Avrupa’daki Hıristiyanlar bir “Haçlı” seferi organize etmeye karar verdiler. Papa II. Urban 25 Kasım 1095 günü Clermont Konsili’nde “Kutsal Toprakları Müslümanlardan kurtarmak” çağrısı yaptı.

Birinci Haçlı Seferi’nin başlatılmasının stratejik ve jeopolitik nedenleri ne olurlarsa olsunlar, seferi başlatan ana faktör Bizans imparatoru I. Aleksios’un Avrupa’dan destek yardım istemesi oldu. Aleksius Selçuklu Türklerinin Nikea (günümüzde İznik) kadar batıya gelip yerleşmelerinden Konstantinopolis’in böylece tehdit altında kalmasından dolayısıyla endişeliydi. Mart 1095’te Piacenze Konsili’ne elçiler göndererek Papa II. Urbanus’tan Selçuklu Türkleri’ne karşı yardım talep etti. II. Urbanus bu talebi pozitif tutumla karşıladı. Buna neden belki 40 yıl önce Ortodoks ve Katolik Kiliselerinin birbirinden tamamen ayrılıp Hıristiyanlık alemini ikiye bölmelerini engellemek ve Doğu’da Ortodoks Kilisesine yardım elini uzatarak Papa’ya öncelik tanınması prensibine uygun olarak Hristiyan alemini birleştirmekti.

Temmuz 1095’te bir askeri sefere gitmek için asker toplamak nedeniyle Papa II. Urban kendi doğduğu ülke olan Fransa’ya döndü. Fransa’daki gezileri sonunda kasım ayında bir Clermont Konsili toplandı. Bu konsilin açılış konuşmasında II. Urbanus Fransız Soyluları ve kilise rahiplerinden oluşan bir seyirci kalabalığına; Doğulu Hıristiyanlara, Kutsal Ülkelere giden Hıristiyan Hacı adaylarına inanılmaz zulümler yapıldığı iddiasını dillendirdiği, ve bu konuda dehşetengiz ayrıntılara yer verdiği önemli bir dinsel nutuk (vaaz) verdi. Bu konuşmanın birçok değişik ayrı versiyonu bulunmaktadır. Bunlardan beşi orada bulunan din adamları tarafından ve diğerleri ise bu vaazı doğrudan doğruya duymayan kişiler tarafından eserlerine konmuştur. Ama bunların hepsi Birinci Haçlı Seferi’nden sonra Haçlılar tarafından Kudüs’ün ele geçirilmesinden sonra yazılmıştır. Bu nedenle II. Urbanus’un eksiksiz ve ekli olan parçalardan arındırılmış olarak bu dinsel vaazda gerçekten ne dediğini bilmek imkânsızdır. Bütün versiyonlar ayrıntılara göre birbirlerinden değişiktir. Fakat genel olarak II. Urbanus Avrupa’daki cemiyetin şiddet hareketleri ile dolu olduğunu ve Tanrının Barışının korunması gerektiğini; yardım isteyen Doğu’da Bizanslılara destek sağlanması gerektiğini; Doğu’da Hıristiyanlara karşı işlenen suçlar bulunduğunu ve yeni bir çeşit savaşın, silahlı olarak yapılan bir haccın, gerekli olduğunu ve böyle bir haccı yerine getirirken ölenlerin günahlarından arınıp cennete gideceklerini ve bu haccı yerine getirip dönenlerin de cennette yerleri bulunduğunu bildirmiştir.

Fakat hiçbiri bu haccın son hedefinin Kudüs’e gitmek olduğunun açıkça belirtildiğini ifade etmemektedir. Fakat II. Urbanus’un sonraki vaazlarından son hedefin Kudüs’e doğru bir askeri sefer olduğu tekrar tekrar açıklanmıştır.

Urbanus’un verdiği dinsel konuşma çok güzel planlanmıştı. Haçlı seferi kavramını ortaya atmak için güney Fransa’nın iki önemli lideri olan “Toulouse Kontu Raymond de Saint-Gilles” ve “Puy Başpiskoposu Adhemar” ile konuşmuştu. Adhemar Clermont Konsilinde şahsen bulunmuş ve bu konsilde “haç takma”ya, yani Haçlı Seferine gitmeye, başta talip olmuştu. Bundan sonra 1095’te ve 1096’nin sonlarına kadar II. Urbanus bu mesajını ülkeyi gezerek Fransa’ya yaymaya uğraştı ve kendinin Fransa’da varamadığı yerlerine kendine vekil olan piskoposlara ve papazlar göndererek bu Urban’ın fikirlerinin yayılmasını ve herkesçe kabul görmesini sağladı. Yine Papa vekilleri papazlar bu fikirlerin Fransa, Almanya ve İtalya’da yayılmasına neden oldular. Bu konuşmaya gelen yanıt Bizans imparatoru Aleksius’un, hatta II. Urbanus’un, beklediğinden çok daha pozitif oldu. II. Urbanus Fransa’da yaptığı gezilerde Haçlı Seferine bazı kişilerin (kadınların, keşişlerin ve hastaların) katılmasını yasaklamak istediğini açıkladı ama bu istekleri Hıristiyan ahali tarafından kabul edilmediği hemen aşikar oldu. Sonunda bu silahlı haç seferine gitmeye gönüllü olanlar yüksek tabakadan askerlik bilen şövalyeler değil; hiçbir savaş yapma yeteneği olmayan ve çok az serveti olan veya hiç serveti olmayan köylüler oldu. Kilise veya sivil bürokrasi tarafından kontrol edilemeyen yeni bir Hıristiyan inanç sistemi coşkusu Avrupa’nın her yanına yayıldı. Bu çoşkuyu ortaya çıkaran tipik bir ayinde önce II. Urbanus’un ortaya attığı fikirler açıklanmaktaydı; sonra Haçlı Seferi gönüllüleri ortaya çıkıp Kudüs’teki “Kutsal Kabir Kilisesi” (Kıyamet Kilisesi) ne gidip kutsal hacı olmaya yemin etme töreni yapılmakta ve bu gönüllülere bezden bir kırmızı istavroz (haç) verilmekte ve bunu elbiseleri üstüne dikmeleri istenmekteydi.

Neden bu kişisel dinsel coşkunun Avrupa’yı sardığını ve neden beklenenden çok daha büyük sayıda kişinin gönüllü olarak buna iştirak ettiğini açıklamak istenmektedir. Buna verilecek en uygun cevabı Ashbridge şöyle ifade etmiştir:

Haçlı seferine gitmek idealine açıkça katılan binlerce kişinin tam sayısını bulma imkânı elimizde olmadığı gibi, günümüzde elimize geçmiş olan kaynak ve delilleri kullanarak, buna katılanların psikolojik yapılarına, içgüdülerine, maksatlarına, bilinçli veya bilinçsiz kararlarına delillere dayanan bir açıklama göstermek imkânı da çok sınırlıdır.

Yine de bazı hipotezler ve açıklamalar yapılmıştır:

  • Orta çağlarda, dinsel olmayan sektörlerde bile şahsî dinî inanç, hayatın her köşesine girmiş olduğu çağlarda, Haçlı idealine katılanların da bu sosyal çalkantıya, şahsî dinsel coşkuyla iştirak etmeleri, derin şahsî inanç yüzünden olabildiği düşünülebilir. Fakat elimizde bulunan kaynaklar şahsî kayıtlardan gelmediği için ve okuryazarlığı hiç olmayan köylülerden değil papazlar ve keşişlerin elinden çıktığı için, bu fikri doğrulamak veya yalanlamak için elimizde inanılır birincil kaynak olmadığı açıktır.
  • Birçok düşünür, özellikle Fransa’da ortaya çıkan kırsal açlık ve devamlı savaşlar nedeniyle birçok köylünün bu hedefsiz sonuçsuz hayattan bıkıp daha çekici bilinmedik ama çok hikâyelere konu olan ülkelere gitme ve orada kendini gösterme nedeni ile ortaya çıktığı iddia edilmiştir. Ama bunu eldeki belgelerle delillendirmek güçtür.
  • Diğer taraftan yüksek sınıfın bir çeşit kazanç, parasal veya politik iktidar hırsı ile hareket ettiğini söylemek mümkündür. Özellikle Norman Otranto Kontu Boemondo’nun hikâyesi belki buna bir delil olarak alınabilir. 20. yüzyıl İngiliz tarihçisi Steven Runciman’a göre, Birinci Haçlı Seferine katılan soyluların ve şövalyelerin genellikle ailelerinin en küçük çocuklarıdır ve ailelerinden pek fazla miras beklememekte oldukları çok olasıdır. Bunların şanslarını Doğuda denemeye çalışmaları olası olduğu kabul edilebilir. Fakat Birinci Haçlı Seferine katılan soyluların çoğunun Kutsal Ülkede kalmayıp kendi ülkelerine dönmeleri gerçeği bu hipotezi biraz zayıflatmaktadır. Diğer taraftan Birinci Haçlı Seferine iştirak eden soylu ailelerin Haçlı Seferine katılmalarının aileye çok büyük bir maliyet yarattığı ve Doğudan gelen ganimet ve talanın bu masrafları hiç karşılamadığı da bilinmektedir. Örneğin Haçlı Seferine katılmak için “Robert Normandiyalı ” dükü olduğu Normandi’yi kardeşine satmıştır; Godfrey de Bouillon ailesinin büyük arazilerini kiliseye ipotek karşılığı olarak vermiştir
  • Bizans’ın Hıristiyanlardan istediği yardım büyük sürüler gibi insan halinde değildi. Bu Bizanslıların özellikle Bizans İmparatoru I. Aleksios’un hiç beklemediği ve hiç istemediği şekildeydi. Yardım büyük insan sürüleri olarak gelmesi I. Aleksios’da büyük şaşkınlık hatta korku yarattı. Özellikle bu güruhların iaşesi ve barınması eğer bir düzene konulmazsa Bizans topraklarının ve şehirlerinin talan edileceğini ve hem kırsal hem de şehirsel ahaliye çok büyük zararların doğacağını anlamıştı. Diğer taraftan düzenli Haçlı ordularının komutanlarının, çoğu bu sefere bir dinsel görevi yerine getirmek için değil, hükümdarlığını yapabilecekleri topraklar bulup, zapt etmek ve kendileri idaresinde özerk devlet kurmak için katıldıkları gayet açıkça bilinmekteydi.
  • Bu tehlikeleri karşılamak için I. Aleksios çok uygun bir plan yapmış ve genellikle Bizanslılar bu planı genellikle başarı ile uygulayabilmiştir. Bu plana göre Bizans elinde bulunan Balkan topraklarına giren Haçlı ordularına Bizans ordu birlikleri refakatçi verilecek ve Haçlı orduları bu refakatçilerin kılavuzluğu ve idaresi altında Balkanlarda iyice belirlenmiş menzil mevkilerinde kalıp geçecekti. Bu refakatçi Bizans ordusu, Haçlı ordusunun yem yiyecek bulma araştırmaları da denetleyecekti. Belirli menzil kamplarda iaşe ihtiyacının karşılanması için pazar bulunacak ve Haçlı güçleri bu pazarlardan kendi paraları ile iaşe ihtiyaçlarını karşılayacaklardı. Birinci Haçlı Seferinde bazı Bizans şehirleri (örneğin Niş) böyle bir menzil olmayi ve menzil pazarın kurulmasına karşı çıkmış; şehirleri yakınında böyel bir menzil mevkii ve pazar kurulursa bu pazara ve menzil mevkiine iaşe tedarik etmeme kararı almışlardı. Diğer taraftan Haçlılar bu pazarlarda istenen iaşe maddesi fiyatların çok yüksek olduğunu ve Haçlıların tacirler ve yerliler tarafından devamlı aldatıldıkları şikâyetleri devamlı olarak çıkmıştı. Bu nedenle Haçlı seferi üyeleri ile Balkanlarda yerli halk arasında devamlı potansiyel bir çatışma hali mevcut olmuştu. Bu Bizans refakat orduları için Aleksios büyük sayıda paralı (Türkçe konuşan) Peçenek askerleri tutmuştu ve belirli menzil-kamp yerleşkelerindeki iaşe tacirlerinin bulunması teşvik etmişti. Bu nedenle Haçlı orduları komutanları yanlarında altın ve gümüş para hazineleri ile sefere katılmışlardı. Fakat bu sefer de Avrupa’da basılmış olan altın ve gümüş sikkelerin Bizans topraklarında geçen paraya değiştirilmesi ve bu paraların rayici bir problem olmuştur. Bazı Haçlı komutanları, özellikle hemen sinirlendiği bilinen Tancred), Haçlı ordularının kendi paraları ile kendi iaşelerini karşılamalarına itiraz etmişti. Bu türlü şikâyetleri önlemek için Bizans İmparatoru belirli Haçlı komutanlarına altın ve gümüş para bağışlarını hediye gibi dağıtmıştı.
  • Bir Haçlı ordusu kafilesi Konstantinopolis (bugünkü İstanbul)’e vardığında, Haçlı ordu kafilesi şehir dışında belirlenmiş ve Bizans ordusu tarafından savunan bir ordu-kampina geçecekti. Buna Haçlılar ordugâh yakınında veya uzağında su, yiyecek ve yem araştırması yapmayacaktı. Bu ordugâhlardaki Haçlı ordusu mensupları küçük gruplar halinde Bizanslı kılavuzlar idaresinde, o zamanların en büyük, en zengin ve en şaşaalı şehrinin kiliselerini, yollarını, meydanlarını, anıtlarını, saraylarını gezip görebileceklerdi. Her Haçlı ordu komutanı ise Bizans İmparatoru’nun huzuruna çıkacak, Imparatoru el etek öperek selamlayacak; Bizans İmparatoru’nun vasalı olduğuna dair yemin edecek ve eline geçirdiği eski Bizans arazilerini Bizans’a devretmeyi kabul edecekti.

    Bundan sonra Haçlı ordusu Bizans gemileri ile Boğaz’ı geçip Anadolu’ya Selçukluların elindeki arazilere gireceklerdi. Burada ilerlemek ve yem, yiyecek ve su ihtiyacını karşılamak kendilerine kalmıştı. Fakat Bizans, kılavuzlar temin etmek ve askerî bilgi ve destek sağlamaya hazır olacaktı

1096’da resmen başlayan Birinci Haçlı Seferi’ne katılan Haçlı orduları dalgalar halinde gelmeye başladı. 40.000 kişi kadar ilk dalga resmen Keşiş Pierre adlı bir Amiens‘li halktan keşiş emri altında kuzey Fransız, Alman ve daha küçük sayıda kuzey İtalyan köylülerinden ve ailelerinden oluşmuştu; içinde çok az sayıda soylular bulunduğu için bu dalgaya Halkın Haçlı Seferi denmiştir.

Bu dalga Bizans arazisine Belgrad‘da girmeden bu şehrin Sava Irmağı karşısında Macaristan‘a ait bulunan Zemun (Semlin)’da bir ayakkabı yüzünden karışıklık çıkartıp iç kaleye hücum edip 4.000 Macar’ı öldürdüler ve sonra Belgrad’ı da talan edip yaktılar. Bu güruhun takip ettiği yolda Bizans halkının çeşitli şikâyetlerine (hırsızlık, soygunculuk, kızlara kadınlara tecavüz vb.) maruz kaldı. Güruh Niş‘e geldiği zaman da hemen şehir dışında yeni bir isyan çıkardı, fakat bu sefer imparator I. Aleksios’un Bulgaristan eyalet valisi süvari kuvveti gönderip bu Haçlı isyanını bastırdı. Bu güruh 1 Ağustos 1096’da Konstantinopolis’e vardığında gücünün 1/4ini kaybetmişti.

İmparator I. Aleksios bu güruhun yolda Balkanlarda yaptığı taşkınlıkları ve yağmaları affetti ama Konstantinopolis dışında bir ordugahta bulunmasına ve biran evvel Asya’ya geçirilmesine emir verdi. Haçlıların gayet kontrol altında tutulan küçük gruplar halinde Konstantinopolis’i gezip görmelerine izin verildi. Ama yine de Haçlıların hırsızlıkları şikayet konusu oldu; ordugah yakınında bulunan vilların talan edildiği ve hatta yakındaki kilisenin kurşundan çatısının bile Haçlılar tarafından çalındığı şikayet konusu oldu. İmparator I. Aleksios’un emri ile bu grup 6 Ağustos’da hemen koruma altında Anadolu’ya çıkartıldılar. Bizanslı kılavuzlarla birlikte Nikomedia (modern İzmit) üzerine yöneltildiler.

Nikomedia şehri 15 yıl önce Selçuklu ordusu tarafından talan edilmişti ve metruk bir halde bulunmaktaydı. Haçlılar şehri ele geçirip Bizanslılara teslim ettiler. Nikomedia’da bir tarafta Fransız haçlılar grubu ile diğer tarafta arasında kavga çıktı. Alman-İtalyan grup Pierre L’Hermite’in komutanlığını reddedip İtalayan asıllı Rainald adlı bir soylu komutasında ana gruptan ayrıldı. Geoffrey Burel komutanlığı altında Franklar ve Rainald komutasındaki Alman-İtalyanlar birbirlerinden ayrıldılar. İki ayrı güruh halinde Haçlılar İzmit Körfezi’ni güneyinden dolanıp Yalova yakınlarında “Cibotos” adlı bir ordugaha ayrı ayrı mevkilerde yerleştiler. Cibotos Bizans İmparatoru I. Aleksios tarafından emri altında bulunan Saray Muhafızı Anglo-Sakson ticari askerlerine üs olarak yapılmış olan eski netruk bir kale yanında idi. İmparator I. Alaksios, Pierre L’Hermit ile yaptığı konuşmada bu Haçlı ordusunun burada dinlenip onları takip edip Balkanlardan gelmekte olan Baronlar Haçlı Seferi ordularını beklemesini tavsiye etmişti.

Fakat Frank haçlılar buna yanaşmadılar ordugah etrafını talana başladılar. Bu talanlarda etrafta yaşamakta olan ahalinin Ortodoks Hristiyan olup olmadığına önem vermediler. Eylül ortasında birkaç bin kişilik bir Frank Haçlı Selçuklu başkenti İznik yakınına kadar ulaşan bir talan akınına çıktı. Bu akında İznik yakınlarında yaşayan Rumca konuşan halka kadın-çocuk-erkek ayrımı yapmadan işkence yapıp onların değerli eşyalarını, zahire stoklarını ve hayvan sürülerini ellerine geçirip onlara büyük zararlar verdirdiler. İznik’den çıkan bir Selçuklu askseri birliği ile çatışmaya tutuşup bu birliği şehre geri püskürttüler. Sonra Cibotos’a geri döndüler ve talan ettikleri malları kamptaki diğer Haçlılara, hatta bu kampa yakın bulunan Rum denizgüçleri tayfalarına, sattılar.

Bu talana gıpta eden 6.000 kişilik Rainald komutasındaki Alman-İtalyan Haçlılar birliği Eylül sonunda kendi ordugahından ayrıldı. İznik yönünde etraftan talan toplayarak yürüyüşe başladılar. Ancak bunlar daha insaflı olup Rumca konuşan ahaliye saldırmadılar. Bu yolda bulunan Kserigordon Kuşatması adlı bir kaleyi ele geçirdiler. Bu kalede bol miktarda iaşe ve tedarik stoku bulunduğu için etrafa yapacakları talan saldırılar için bir üs olarak kullanmak amacı ile bu kaleye yerleştiler. Bu kalenin bir dezavantajı kalenin bir tepe üzerinde olması ve suyunu kale dışındaki yokuşun altında bulunan bir kaynaktan ve bir kuyudan sağlanması idi. İznik’de bulunan Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan yüksek rütbeli bir komutanı altında büyükçe bir Selçuklu ordu birliğini bu kale üzerine gönderdi. 29 Eylül da kale önüdne gelen Selçuklu birliği kaleyi kuşatmaya başladı. Selçuklu birliği Rainald’ın yaptığı bir huruc baskınını geri püskürttü. Sonra kalenin dışında bulunan kalenin tek su kaynakları olan kaynak ve kuyuyu ellerine geçirip kalenin suyunu kestiler. Sussuz kalan kaledeki Haçlılar ordusu ancak 8 gün bu kuşatmaya direnebildiler ve sonunda teslim olmak zorunda kaldılar. Teslim muzakeresinde Rainald müslümanlığa dönerse hayatı bağışlanacağı ve diğer Haçlılara da Müslümanlığı kabul ederlerse hayatlarının bağışlanacağı bildirildi. Kale teslim olduktan sonra Müslümanlığa dönmeyi kabul etmeyen Haçlı askerler hemen öldürüldüler. Aralarında komutan Rainald’ın da bulunan, müslüman olmayı kabul edenler Anadolu’ya, Antakya’ya ve Halep’e sürüldüler.

Yalova’daki kampta bulunan Haçlılar Rainald komutasındaki Alman-İtalyan birliği hakkında haberleri çok geç almakta idiler. Kserigordon adlı kaleyi alıp burada yerleşme haberi ancak Ekim sonunda erişti. Bundan sonra kampta bu birlik hakkında çok değişik söylentiler dolaşmaktaydı. Bunların başında iki Türk casusu tarafında yayılan “haber” bu birliğin İznik’i ellerine geçirip büyük ganimete topladığı ve bu ganimeti paylaşmak istemediği için haber göndermediği idi. Bu söylenti ordugahta kalan Haçlı Franklar birliğini harekete geçirdi. Keşiş Pierre L’Hermite Konstantinopolis’e gitmişti. Kserigordon kalesini düşmesi ve oradaki Haçlıların akıbeti hakkında haber Cibotos ordugahına erişince, paniğe kapılan önemli Haçlı liderleri o yokken bir savaş konseyi topladılar. Bunlardan ilerigelenler bu ordugahtan ayrılmak istememekteydiler. Fakat Geodfrei Burel adlı bir Frank lider ordugahta bulunan tüm savaşçılarla İzmit üzerine yürümeyi teklif etti ve savaşçı Haçlılar kendi tarafında olduğu için bu teklif kabul edildi.

21 Ekim günü bu ordugahta bulunan 20.000 üstünde savaşçıdan oluşan Haçlılar birliği İzmit üzerine yürümek hedefiyle ordugahtan ayrıldı. Ordugahta sadece hastalar, kadınlar ve çocuklar kaldı. Bu ordu ordugahın 5 km ilerisinde İznik’e giden yolda etrafı ağaçlı bir vadiden geçmekte idi. Bu vadide Kırkgeçit mevkinde bir büyük Selçuklu gücü bir pusu hazırlamıştı. Burada yapılan Kırkgeçit Muharebesi Selçukluların pusudan önce Haçlı ağır süvari şövalyelerine yaygın ok ateşi ile başladı. Bunu hiç beklemeyen Haçlı ordusu öncü şövalyeleri paniğe kapılıp arkadaki Haçlılar piyadeleri üzerlerine hızla geri çekilmeye başladılar. Bu nedenle tüm Haçlılar ordusu paniğe kapılıp Cibotos’a kaçmaya başladı. Onların yakından kovalayan Selçuklu hafif süvarileri onları takip ederek Haçlı ordugahı içine girebildi. Haçlı ordugahı bunu hiç savunmalı değildi ve direnme yapamadı. Ancak 3.000 kadar Haçlı deniz kıyısındaki metruk kaleye kaçıp oraya sığınıp Bizans’a haber gidip ertesi gün Bizanslı savaş gemilerinin yardıma gelmesine kadar kendilerini savunduler. Gelen savaş gemileri ile kale limanindan Konstantinopolis’e getirilen kaçabilenler silahsızlandırıldıktan sonra geri gönderilmek üzere o şehirde yerleştirildiler. Kırkgeçit Muharebesi meydanından yol güzergahından ta deniz sahiline kadar yol kenarları Haçlılar ölüleri ile dolmuş idi, Bunlar arasında birçok şövalye olduğu gibi birçok Haçlılar olana gelen papaz, kadın ve çocuk da bulunmaktaydı. Pusuyu kurup muharebeyi kazanan Selçuklu birliği gayet az sayıda esir alabildi.

Selçuklular boylece Haçlı ordusu savaşçılarını ve onlarla birlikte gelen sivillerin hemen hepsini elimine edip Halkın Haçlı Seferini sona erdirdi. Bu Halkın Haçlı Seferi’nin önderi olan Pierre L’Hermite Selçuk ordusunun hücumu sırasında Konstantinopolis’de bulunduğu için kendi canını kurtardı