
Rus komutan askerlerine İslamı ve Müslümanları anlatıyor, 9.ROTA filminden...
https://youtu.be/DAqojTFPLdk?t=111
İSLAM NE DEMEKTİR?
Bu inceliği nazar-ı dikkate aldığımızda İslâm;
“Siz her nerede iseniz O sizinledir!” (el-Hadîd, 4) şuurunda yaşayarak O’na kavuşmaktır.
Dolayısıyla İslâm, Allâh’a muhabbet, bağlılık ve itâat zemininde ebedî selâmetin ve vuslatın sağlanması demektir. Yerlerin ve göklerin ıslâh ve nizâmı itâate bağlıdır. İnsanlarda kulluk ve itâat olmadığı zaman ilâhî program gazap tecellîlerine inkılâp eder. Âyet-i kerîmede buyurulur:
“İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat belirir (düzen ve âhenk bozulur, âfetler zuhûr eder) ki Allâh (insanların) yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler…” (er-Rûm, 41)
İNSAN VE İSLAM
Buna göre kulluk ve itâatten, yâni İslâm’dan kopuş karada ve denizde düzen ve âhengin bozulmasına sebebiyet vermekte ve meydana gelen âfet türünden hâdiseler, mücrimlere bu dünyâya âit küçük bir cezâ mâhiyetinde tekrar İslâm’a sarılmayı te’mîn edici îkâz tecellîleri vasfını taşımaktadır.
Basar ve basîret sâhibi olan kul, İslâm vesîlesiyle esere bakar müessiri, sebebe bakar müsebbibi görür; maddeye bakar mânâsını sezer; fânî dünyânın hakîkatini idrâk ile âhıreti hatırlar; şu muhteşem kâinât manzûmesini, bilhassa engin semâları seyredip ilâhî kudret ve azametin her an farkında yaşar; aczini ve nefsini bilir, kulluktan uzaklaşmaz; ebed âlemine doğru Rabbine yolculuktaki esrâr-ı ilâhiyyeye vâkıf olur ve vuslat iştiyâkı içinde secde edenler kervânına katılır. Böylece yaratılış gâyesi hâsıl ve kul da sonsuz nîmetlere, kurtuluşa ve ilâhî vuslata vâsıl olur. Âyet-i kerîmede buyurulan:
“Allâh kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar…” (el-En’am, 125) hakîkati tecellî eder.
Ancak bu tecellîden âdetâ kaçarcasına uzaklaşanlar da, âyet-i kerîmenin devamında buyurulan:
“… (Allâh) kimi de saptırmak isterse, (sanki o kimse) göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allâh inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.” (el-En’am, 125) hitâbına dûçâr eden bir gaflet girdabında perîşânlık ve hüsrân âvâzeleri ile ebediyyen helâk olurlar.
O hâlde yegâne kurtuluş, beşere ancak İslâm’ın seâdet iklîminde nasîb olmaktadır. Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyururlar:
“Kim «Rabb olarak Allâh’ı, dîn olarak İslâm’ı, Peygamber olarak Muhammed’i kabûl edip hoşnûd oldum.» derse, cennet ona vâcib olur.” (Ebû Dâvûd, Salât, 36; Tirmizî, Salât, 42)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, İslam İman İbadet, Erkam Yayınları
NASIL MÜSLÜMAN OLUNUR?
İSLÂM NEDİR? ÎMÂN NEDİR? İHSÂN NEDİR? İSLÂM’IN KISACA TÂRİFİ
İslam nedir? İslam ne demektir? Kur’an’ı Kerim’de “Allâh indinde dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) derken ne denmek isteniyor? “İslam olmak” ne anlama gelir? İnsan, evren ve İslam arasındaki bağ nasıl kurulmuştur? Sizler için derledik…İlk insan ve ilk peygamber olmak itibarıyla Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’la başlayıp devam eden dîn-i mübînin her oluş safhasında muhtevâsı aynıdır. Fark, sadece beşerî hayatın gösterdiği gelişmeler istikametindeki ictimâî hükümlerde görülür. İSLAM NEDİR? İSLAM’IN ANLAMI Hazret-i Âdem’den âhirzaman nebîsine kadar ilâhî teblîğ mahsûlü olan ve adına “dîn” denilen müessesede muhtevâ hep aynıdır ve o muhtevânın adı “İslâm”dır. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyurur: “Bütün peygamberler birbirlerinin babadan kardeşleridir. Dînleri birdir.” (Buhârî, Enbiyâ, 48) Bu itibarla İslâm, umûmiyetle sanıldığı gibi yalnız Kur’ân’ın muhtevâsına münhasır değildir. Bütün semâvî dînler, beşerî tahrifler meydana gelmeden evvelki hâlleriyle hep odur. Yâni İslâm’dır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh indinde dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Aynı zamanda bu ifade, beşeriyyetin dünyâ ve âhıret selâmeti için yegâne reçetenin de sadece İslâm olduğunun bir beyânıdır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede daha sarih bir şekilde şöyle ifade buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85) O hâlde tâ Âdem -aleyhisselâm-’dan beri beşerin tekâmül seyrine bağlı olarak bir gelişmeye mazhar olup Kur’ân’da kemâlin zirvesine ulaşmış bulunan İslâm nedir? Evvelemirde bu hususta yapılan bütün tariflerin özü kısaca şu iki noktada toplanır:
- Îtikad (Âmentü’de belirtilen esaslara doğru ve samîmî bir şekilde îmân)
- Amel-i sâlih (îmândan sonra Cenâb-ı Hakk’ın bizlerden istediği ibâdet ve muâmelâtı ihlâs ve samîmiyetle îfâ).

